sds.jpg

6/1/2007 - İKİNCİ UYARI

İKİNCİ UYARI

Şirkten ve müşriklerden uzak durmanın yanında, Allah’ın dinini ve dostlarını dost edinme, onlara yardım etme, destek olma, nasihat etme ve bunları açıkça yerine getirmenin bulunuyor olması gerekir. Böylece kalpler ve saflar bir olur. Doğru yoldan sapmış muvahhid kardeşlerimizi azarlasak da, onlara şiddetli bir üslupla nasihat etsek de ve Nebilerin yoluna aykırı olan yollarını eleştirsek de Şeyhu’l-İslam’ın dediği gibi Müslüman Müslümana karşı vücuttaki iki el gibidir. İkisinden birisi diğerini temizler. Ve bazen kiri yok edebilmek için neticesi güzel olan şiddete ihtiyaç vardır. Çünkü bu şiddetten amaç iki eli selamete kavuşturup temiz olmasını sağlamaktır. Hiçbir şekilde bir Müslümanın, başka bir Müslümandan tamamen uzak durmasını caiz görmüyoruz. Çünkü Müslümanın, kardeşi üzerinde ancak riddet ve İslam’dan çıkma durumunda kesilecek olan dostluk hakkı vardır. Allahu Teala bu hakkın önemini şu ayetiyle yüceltmiştir: “Eğer siz bunu yapmazsanız (aranızda dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat çıkar.”[18] Dostluğun aslının kalmasıyla birlikte, doğru yoldan sapmış Müslümanın ancak savunmuş olduğu batılından, bid’atından ve sapmasından uzak durulur. Baği ve benzerleri ile ilgili hükümlerin mürtedlere karşı yapılan savaş hükümlerinden farklı olmasının nedeni de budur. Günümüzde İslam’a mensup olduğu halde dostluk ve düşmanlık ölçüsünü dikkate almayan bir çok kişinin yaptığı gibi hiçbir zaman yukarıda belirttiğimizin dışına çıkarak tağutları neşelendirip sevindirmeyiz. Dostluk ve düşmanlık ölçüsünü dikkate almayanlar, muvahhid muhaliflerinden uzaklaşma, bu muhaliflerinin başlarına gelenlerden dolayı kendileriyle alay etme, diğer insanları onlardan ve hatta onlarda bulunan bir çok haktan sakındırma konusunda aşırıya gittiler. Maalesef, kendisine muhalif olan Müslümanların tağutun eline düşmesinden dolayı sevinen ve belki de hiç aklına gelmeyecek şekilde kendisini yetmiş senelik cehennem çukuruna yuvarlayacak sözler söyleyen bir çok kimseyi tanıyorum.

İbrahim Milleti’nin ilkelerinden ve özelliklerinden olan, ancak günümüz davetçilerinin genelinin ihmal ettiği hatta çoğunun tamamen terk ettiği hususlardan bazıları şunlardır:

Birincisi: Müşriklerden ve batıl ilahlarından uzak durmayı açık bir şekilde yerine getirmek.

İkincisi: Müşrikleri, sahte ilahlarını, sistemlerini, kanunlarını, şirk düzenlerini ve yasalarını açık bir şekilde inkar etmek.

Üçüncüsü: Müşriklere, küfür ile ilgili tutumlarına ve durumlarına düşmanlığı ve buğzu açığa vurmak. Ta ki onlar, Allah’a dönünceye, bu yaptıklarının tamamını terkedinceye, bunlardan uzak duruncaya ve hepsini inkar edinceye kadar. 

Allahu Teala şöyle buyurur: “İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a iman edinceye kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.”[19]

İbnu’l-Kayyim Rahimehullah şöyle der: “Allahu Teala mü’minleri kafirlerle dostluk bağı kurmaktan nehyettiğinde aynı zamanda onları düşman edinmelerini, onlardan ayrılmalarını ve safları belirginleştirmelerini istemiştir.”[20]

Şeyh Hamd bin Atik Rahimehullah şöyle der: “Ayette geçen “ve bede’a” sözcüğü, “ortaya çıktı” ve “belirdi” anlamındadır. Düşmanlığın öfkeden önce belirtilmesine dikkat edilmelidir. Şöyle ki birincisi, ikincisinden daha önemlidir. Çünkü insan, müşriklere öfke duyduğu halde onlara düşmanlık göstermeyebilir. Dolayısıyla onlara karşı düşmanlık gösterinceye ve onlardan nefret edinceye kadar üzerine vacip olanı yerine getirmiş olmaz. Aynı zamanda bu düşmanlık ve nefretin aşikar, açık ve net olması gerekir. Şu da bilinmelidir ki, her ne kadar nefret kalp ile ilgili olsa da, etkileri ve alametleri ortaya çıkıncaya kadar kişiye bir fayda sağlamaz. Bu etkilerin ve alametlerin ortaya çıkması ise ancak düşmanlık besleme ve ilişkiyi kesme ile meydana gelebilir. İşte o zaman düşmanlık ve nefret açık bir şekilde ortaya çıkmış olur.”[21]

Şeyh İshak bin Abdurrahman şöyle der: “Kafirlere karşı nefretin sadece kalp ile olması tek başına yeterli değildir. Mutlaka düşmanlığın ve nefretin açıkça ortaya konması gerekir. Allahu Teala şöyle buyurur: “İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a iman edinceye kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.”[22] Söylediğimiz konusunda bundan daha net bir açıklama olabilir mi? Şöyle ki, ayette geçen “ve bede’a” sözcüğü “ortaya çıktı” anlamındadır. İşte dini ortaya koymak budur. Yani düşmanlığı açık bir şekilde ifade etmek, onları alenen tekfir etmek, beden ile onlardan ayrı durmak gerekir. Düşmanlığın asıl anlamı senin bir tarafta ve muhaliflerinin de diğer tarafta olmasıdır. Uzak durmanın (beraat) asıl anlamı da kalp, dil ve beden ile ayrılmaktır. Mü’minin kalbinde mutlaka kafire karşı düşmanlığı vardır. Ancak bizim burada üzerinde durduğumuz mesele, bu düşmanlığın açıkça ortaya konmasıdır.”[23]

Şeyh Abdurrahman bin Hasan[24] Rahimehullah, Mümtehine Suresi’ndeki ayetler ile ilgili olarak şunları söyler: “Bu ayetler üzerinde dikkatle düşünen kişi, Allahu Teala’nın, Rasullerini kendisiyle göndermiş olduğu ve kitaplarını kendisiyle indirmiş olduğu Tevhid’i tanıdığı gibi, Rasullerin ve Rasullere tabi olanların üzerinde bulundukları duruma karşı çıkan ve böylece de hüsrana uğramış olan aldanmış cahillerin durumunu da tanımış olur. Hocamız İmam Muhammed bin Abdulvehhab[25] Rahimehullah, Kureyş’in, Nebi’nin Sallallahu Aleyhi ve Sellem Tevhid’e davetini ve onlara ilahlarının fayda ve zarar veremeyeceğini söylemesini bir sövme olarak kabul ettiklerini anlattığı bölümde şöyle der: “Eğer bu hususu anlamışsanız şunu da anlamışsınız demektir: Kişi Allah’ı birleyip şirki terk etse de müşriklere düşmanlık beslemedikçe ve Allahu Teala’nın, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- Allah'a ve Rasulü’ne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin”[26] ayetinde de beyan ettiği gibi onlara olan düşmanlık ve kinini ortaya koymadıkça İslam’ı dosdoğru olmaz.

Bunu iyi kavraman halinde, Müslüman olduğunu iddia eden bir çok kimsenin dini bilmediğini de anlamış olursun. Eğer böyle olmasaydı Müslümanların işkence görmesinin, esir düşmelerinin ve Habeşistan’a hicret etmelerinin nedeni ne olabilirdi ki? Halbuki Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların en merhametlisidir. Eğer işkence gören ashabı için bir ruhsat bulmuş olsaydı, mutlaka onlara bu ruhsatı haber verirdi. Ancak Allahu Teala ona şu ayeti indirmiştir: “İnsanlardan kimi vardır ki: “Allah'a iman ettik” der; fakat Allah uğrunda eziyete uğratıldığı zaman, insanların işkencesini Allah'ın azabı gibi görür.”[27] Bu ayet, kafirlere sadece dilleriyle uyum gösterenler hakkında olduğuna göre bunların dışındakilerin hali nice olur?” Yani günümüzde olduğu gibi bizzat eziyet görmediği halde onlara söz ve fiil ile uyum gösterip, onlara destek olan, yardım eden, onları ve onların dostlarını müdafa edenler ve onlara muhalif olanlara karşı çıkanların durumu acaba nedir?”[28] Ben de ona şunu demek isterdim: Allah senin hayrını arttırsın, sanki sen günümüz hakkında konuşuyorsun.

Şeyh Muhammed bin Abdullatif şöyle der: “Şunu iyi bil ki (Allah bizi de seni de sevdiği ve razı olduğu şeylere muvaffak kılsın) Allah’ın ve Rasulü’nün düşmanlarına düşmanlık yapmadıkça ve Allah’ın ve Rasulü’nün dostlarına dostluk yapmadıkça kişinin Müslümanlığı ve dini düzgün olmaz.[29] Allahu Teala şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli (dost) edinmeyin”[30]

İşte tüm Rasüllerin dini budur... Onların daveti ve yolu budur... Kur’an ayetlerinin genelinin ve Nebi’den Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelen haberler açık bir şekilde bunu gösterir. Mümtehine Suresi’nde geçen ayetteki, “ve onunla beraber olanlarda” cümlesinde de buna işaret vardır. Yani onun dini ve milleti üzere olan Rasuller manasındadır. O cümleyi bu şekilde tefsir eden bir çok müfessir bulunmaktadır.

Şeyh Muhammed bin Abdullatif şöyle der: “İşte dini açığa çıkarmak budur. Yoksa cahillerin zannettiği gibi kafirler kişiyi serbest bıraktığı ölçüde namaz kılmak, Kur’an okumak ve dilediği nafilelerle meşgul olmakla din açığa çıkarılmış olmaz. Bu çok hatalı bir anlayıştır. Çünkü müşriklere açıkça düşmanlığını ve onlardan uzak olduğunu ilan eden kimseyi müşrikler rahat bırakmazlar. Bilakis fırsat bulduklarında ya onu öldürürler veya yaşadıkları yerden kovarlar. Çünkü Allahu Teala kafirlerin böyle yaptıklarını haber vermektedir. Allahu Teala şöyle buyurur: “Kafir olanlar peygamberlerine dediler ki: “Elbette sizi ya yurdumuzdan çıkaracağız, ya da mutlaka dinimize döneceksiniz!”[31] Allahu Teala, Şuayb’ın Aleyhisselam kavminin şöyle dediğini haber verir: “Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber iman edenleri memleketimizden kesinlikle çıkaracağız veya dinimize döneceksiniz.”[32] Ashab-ı Kehf hakkında da Allahu Teala şöyle buyurur: “Çünkü onlar eğer size muttali olurlarsa, ya sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman ebediyyen iflah olmazsınız.”[33] Rasuller ile kavimleri arasındaki düşmanlığın şiddetlenmesi, ancak bu Rasuller tarafından dinlerinin sapıklığı, düşüncelerinin akılsızca olduğu ve ilahlarının geçersizliği açıkladıktan sonra olmamış mıdır?”[34]

Devam edicek inşallah...

3 YorumBağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

HAK.jpg

SECDEDE KALIŞ SÜREMİZ, KULLUKTAKİ SABRIMIZI GÖSTERİR.

lınk.jpg

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Kardeşler
e-posta

kıtaplar.jpg

  • MILLET-I IBRAHIM
  • MUVAHHID
  • arkadaslarım.jpg

    Allame
    mustakim